Twittercılar nereden başlıyor?

Twitter’da büyük bir hesap yönetince insanların ilk kez nereye girdiklerini görebiliyor ve bu konuda kendinizi geliştirme fırsatı buluyorsunuz. Bu bakış açısından yola çıkarak çaylak Twittercıların ilk kez takip ettiği yerleri sizler için çıkardım:

http://twitter.com/turkcell
http://twitter.com/TurkishAirlines
http://twitter.com/bbcturkce
http://twitter.com/ntv
http://twitter.com/Greenpeace_Med
http://twitter.com/GalatasaraySK
http://twitter.com/DrOz
http://twitter.com/ntvmsnbc
http://twitter.com/power100fm
http://twitter.com/cnbcetv
http://twitter.com/YoncaEvcimik
http://twitter.com/YALINonline
http://twitter.com/kivanctatlittug
http://twitter.com/BerenSaatt
http://twitter.com/Niltakipte
http://twitter.com/sozluk
http://twitter.com/CNNSonDakika
http://twitter.com/BkmMutfak_
http://twitter.com/CokGuzelHareket
http://twitter.com/HTGazete
http://twitter.com/cnnturkcom
http://twitter.com/volkankonak

Bu verilerden yola çıkarak çok da bilimsel olmayan birkaç çıkarım yapmama izin verin:

  1. Twitter kullanıcıları kendi eş ve dostlarından önce çok bilinen firmaları takip etmeye başlıyor
  2. Firmaların hemen ardından haber siteleri yoğunlukta geliyor. Bu noktada da en çok bilinen gazetelere değil Cnbce gibi TV kanallarına yöneliyorlar
  3. Twitter üstünde magazinsel simalarda yaptıkları seçimleri o ismin bilinirliği değil, bu ortama verdiği katkı belirliyor. Daha çok içerik giren otomatik olarak daha çok takip ediliyor
  4. Kişiler; firma, gazete ve magazinsel isimlerin ardından arkadaş edinmeye veya mevcut arkadaşlarını eklemeye başlıyor

Kim bilir belki bu alanda etkinlikler düzenleyen arkadaşlarımızın işini görür bu bilgiler…

No Comments

Sosyal medyada nerenizden bahsedilsin istersiniz?

Diyelim ki bir iş görüşmesine gittiniz. Kendinizi beğendirmek istiyorsunuz. Ana amaç (günümüz kriz ortamında) işe girebilmek, ikincil amaçlar mümkün olduğunca yüksek avantaj (maaş, sosyal haklar, vs…) elde etmek. Toplantıdan çıkarken sizin neyinizden bahsedilmesini isterdiniz? Eteğiniz ya da sakalınızdan mı? Çantanızdan mı? Oturuşunuzdan mı? Zekanızdan mı? Sorunun doğru bir tek cevabı yok. O yüzden buraya takılmayın. Cevap her ne olursa olsun başta hedeflediğiniz bir şeyse başarılısınız demektir.

Gelelim bunu mevcut dünyaya yansıtmaya… Bir şirketiniz var. Reklam yapmak istiyorsunuz. Sonuçlarını düşünerek kurgu yapar, metin yazdırır hatta ajans seçersiniz değil mi? Reklamın sonunda iletişiminiz satışa dönüşmüşse ne mutlu size. Ama reklamlar yayınlandıktan sonra eğer reklamda oynattığınız kadın, reklamın müziği gibi satışınızı ya da kimlik algınızı kımıldatmayacak şeylerden bahsedildiyse yüksek bir ihtimalle “hadi bee” deme hakkı doğar size. Bir yerlerde yanlış yapmış, bir şeylerde başarısız olmuşsunuz anlamına gelir bu.

Sosyal medya diye tabir ettiğimiz güzelliklere bakalım hep beraber. Ana amaç nedir? Toplumun farklı kesimlerine ulaşarak ürün ve hizmetlerinizin iletişimini yapmak… Bundan konuşuluyor olmasını sağlamak. Böylece iletişimi satışa ya da satış sağlayacak bilinirliğe dönüştürmek. Eğer bunu yapamadıysanız o iş yanlıştır.

Sosyal medyadan birkaç kanaat önderi seçmek ve bu kişileri hediyeye boğmak. Hediyeleri alan kişilerin bunlardan bahsetmesi… Bunun satışa nasıl dönüşeceği konusunda şüphelerim var. Nedenlerini hemen sıralayayım:

  1. Hediyeyi alan kişinin insani bir utanmayla hediye aldığını söyleyememe durumu her daim mevcuttur
  2. Hediye alan kişinin hediyeyi anlatması durumunda diğerlerinin (mesela okurların) bir kıskançlık yaşaması çok insani ve doğal bir harekettir.
  3. Hediye alan kişinin sadece hediyelerden bahsetmesi ve hediye edilen ürün veya hizmeti insani bir utangaçlık içinde anlatamaması, hatta “beni hediyeyle satın alamazlar” bakış açısıyla hafif yollu yermesi muhtemeldir.
  4. Hediye alan kişinin içinin kaldırmaması ve hediyeyi iade ederek bunu ifşa etmesi, böylece algının tamamen negatife dönmesi muhtemeldir.

Bu kimi olumsuzlukların yaşanmaması için hediyeyi farklı paketleme ve sunma teknikleri hediyenin değerini artırmayacağı gibi en baştaki doğru mesajı verme işlemine de zarar verecektir. Örneğin kanaat önderi dediğimiz insan bir şekilde hediye paketinin içeriğinden değil “dışarı”ğından bahsetmeye başlayacak ve kelimenin tam ve her anlamıyla araçlar amaçların önüne geçecektir.

İletişim alanının internet olması, iletişimin bilgisayar bilen “nördi” çocuklar tarafından yapılmasını gerektirmez. İletişim, iletişimcilerin işidir.

Ayağınız ağrıdığı zaman futbolcuya değil ortopediste gidersiniz.

No Comments

Kadınlar aptal mı gizli örgüt mü?

Ben Gizli Kadınlar Örgütü diye hayali bir kitap yazıp kadınların tamamının aslında gizli bir örgüt olduğunusöylediğimde insanlar bana çok güldüler. Olur mu öyle şey neden bahsediyorsun sen dediler. Doğal olarak inanmadılar. Ama az önce öğrendiğim şey aslında bir gizli örgütün muhtemel varlığının en büyük ispatlarından biri.

Kadınlar kendi aralarında bir karar almışlar ve birbirlerine FaceBook üstünden şöyle bir mesaj göndermişler:

Durumunuza sütyen renginizi yazın:)Ama sadece rengini…Bu mesajı da sadece listenizdeki kadınlara gönderin…Hem göğüs kanserinin farkındalığını gösterelim hem de erkeklerin kadınların durumlarına renk yazmasının nedenini ne kadar zamanda çözeceklerini :) )

Kendi aralarında gizli bir kulaktan kulağa oyunu. Gerçekten uzun süre bunu devam ettirmişler. Gerçekten internete girip birkaç kişinin yazdıklarına çizdiklerine baktım. Sonra onlarcasına, sonra yüzlercesine… O kadar çok kadın bunu yapmış ki inanamazsınız. İnternet ortamında yapılmış en önemli etkinliklerden biri.

Fakat bunun mantığını anlayamıyorum. Göğüs kanseri bakımından nasıl bir farkındalık yaratabilirsiniz ki göründüğü zaman çok mutlu olmayacağınız bir kıyafetinizin rengini cümle aleme ifşa ederek? Bunu erkeklerden gizlemeyi anlarım ama onlarca binlerce kadının iç çamaşırlarını ifşa etmesi doğal bir şey mi? Zaten bir kadın sütyeninin rengini dünyayla paylaşıyorsa o bir takım şeyleri aşmış bitirmiş bir kadın değil midir? Köyde mamografiyi makarna markası sanan bir tip büyük bir ihtimalle değildir.

Sözde kampanyanın aptalca ve anlamsız olmasını bir kenara bırakalım. Kadınların erkeklerden bu kadar gizli bir iş yapması bana çok saçma geliyor. Haydi aralarında “bakalım ne zaman alyacak totoşlar” tarzı yazışmalarını bir kenara bırakıyorum. Ama kitlesine bu kadar bağlı ve en yakınına (mesela kocasına) bunu söylemeyecek kadar ketum olduğunu bilmezdim kadınların. Kelimenin tam anlamıyla korktum.

Benim aklıma bu anlamda başlıktaki soru geliyor: Kadınlar aptal mı yoksa gizli bir örgüt mü?

Kadınları kıskandığım için ben de yeni bir kampanya başlatacağım: Prostat kanserinin önemini herkes kavrasın diye FaceBook statuslerine bişeyler yazsınlar: 14… 25… 7… 12…

Oluyor mu peki böyle?

No Comments

Dünya internetindeki yerimiz

Selçuk Erdem, popun kralı, karikatürünü internette paylaşınca… Alın bunu istediğiniz gibi sitelerinize koyun deyince (lan!)… İşin içinde telefon direkleri olunca… Aklım fikrim internette olunca… Niye bu internet böyle ulan deyince… Bir anda aklıma bu karikatürün üstüne bu başlığı koymak geldi.

Selçuk abi beni mahkemeye verince fikrim değişebilir…

No Comments

Google birinci sayfadan tatile çıkmak

İlk arama motorları çıktığında “ne işe yarayacak lan bu” diyenler vardı. Çünkü o zamanlar zaten birkaç tane internet sitesi vardı, onların da adresini biliyorduk zaten. İlk arama motorları da sadece gavur sitelerini arıyordu. Hatta içinde Türkçe karakter geçen sonuçları bile doğru dürüst geçiremiyorlardı.

Sonra gençler bir araya gelip güzelim arama motorları icat ettiler. Arama motorlarının birinci sayfasında geçmek için SEO gibi bir kavram günlük yaşamımıza sunuldu. “Ne işe yarayacak lan bu” diyenler oldu çünkü bir şeyin birinci sayfasında çıkmamızla sonuncu sayfasında çıkmamız arasında bir fark olmayacaktı. Adam gibi arayan herkes eğer malınız düzgünse sizi bulacaklardı. Üstelik içinde bulunduğunuz iş dalı için çadır siteler vardı. İnsanlar bu sitelerden sizi görmek yerine ne idüğü belirsiz internet sitelerine mi gireceklerdi?..

Bu tezlerin doğru olmadığını kanıtlamak için tatilimizi riske atmaya karar verdik ailecek. Bir yere gitmek istiyorduk ama oranın ne olacağı konusunda bir fikrimiz yoktu. O bölgeye daha önce gitmiştik ama risksiz bir tatil için oranın en büyük otelinde dünya kadar para vererek kalmıştık. Ama şimdi daha ucuzu daha enteresan olanı denemek istiyorduk.

Bunun için niyet ettik Maşukiye’ye gitmeye, uyduk hazır olan Google’a… Google’a girip Maşukiye yazdık. Birinci sırada orayı anlatan bir internet sitesi çıktı karşımıza. Ne kadar güzel bir yer olduğunu bir kez daha gördük ve sevindik. İkinci sırada Maşukiye Butik Otel diye bir otel bulduk. Tıkladık üstüne, girdik iletişim bilgilerine. Fiyatını sorup ikinci bir soru sormadan daldık rezervasyona. Maşukiye’ye indiğimizde üçüncü sıradaki Cansu isimli bir güzel mekanda yedik yemeklerimizi. Şu ana kadar yaşadığımız en güzel tatillerden birini yaşayıp evimize döndük.

Google birinci sayfa bence bizden daha çok komisyon almak isteyen turizm acentelerinden de, arkadaşının otelini satmak isteyen arkadaşlardan da daha delikanlıydı. Söylediği hiçbir şey yanlış çıkmadı. Üstelik orada bizim kaldığımız butik otelden on kat daha pahalı, bin kat fazla yatırım yapmış oteli de yukarı çıkarmadı. Zaten o otelin sağ tarafta reklamı vardı. Belliydi oranın gelir ve gider düzeyi. Aferin lan Google dedim bir kat daha sevdim onu.

Butik otel yaklaşık on odalı, ufacık tefecik ama tertemiz bir oteldi. Sahibiyle konuştuğumda bir zamanlar birkaç bin dolarlık reklam verdiğini, gazetelere çıktığını söyledi. Biraz kendi keyfini yaşayan bir iş adamıydı sahibi. Siteyi orada bir webmastera vermişti. Eni konu fotoğraflar, güncel haberlerle doluydu site. Günde 350 – 400 arası ziyaretçi geliyor yeter bize dedi sahibi. 10 oda için bizim orada bezdiğimiz saat dilimlerinde onlarca farklı insan aradı. Küçük bir otel için o kadar fazlaydı ki bu rakam, sahibi artık belli gün sayısının altında ziyaretçi kabul etmiyordu, fiyat konusunda pazarlığın önünden geçmiyordu. Bu yüzden de pırıl pırıldı otel, şeker gibi insanlara hizmet veriyordu.

Aynı şekilde orada yemek yediğimiz restoran sahibi interneti çok seviyordu. “Maşukiye yazan herkes bizi bilir” diyordu. Gerçekten de orada yediğim yemeğin fotoğrafını çekip internete attığımda bir kişi “aa Cansu orası” dedi ve tanıdı. Bu bana yeterdi.

Ama şuna tam emin olamıyorum acaba arama motoru her zaman Maşukiye’yi bildiği kadar bilecek mi her şeyi… Bu doğrulukta ve delikanlılıkta söyleyecek mi her şeyi? Paraya bulaşır mı işler ve parayı basan kötü ve pahalı otel beni müşteri yapmayı becerir mi?..

Şimdilik tatillerime Google birinci sayfa karar verecek. Sonrasına sonra beraberce bakalım…

No Comments

Yeni Rakı reklamı eleştirisi

 
Saf Türk içeceğinin özel sektöre devrinden sonra pazarlama çabaları büyük br hız kazandı. Yeni Rakı Türkiye’de Coca Cola kadar bilinen bir markadır. Coca Cola ismini telaffuz edemeyen vardır ama Yeni Rakı kelimelerini bilmeyen yok gibidir. Bu anlamda pazarlamasını nasıl yapar, insanlara bunu nasıl tanıtırsınız? Elbette zor bir iş.
Bu konuda yapılmış bir reklam var. Bu reklam söylenti o ki televizyonlar için çekilmiş ama yayımlanmamış. Şimdi internette viral canavarları tarafından viral etki yaratmak için dolaşıp duruyor. Yazı yazıldığı saatlerde öyle aman aman bir izlenme oranı yoktu (internet için büyük, marka için küçük bir izlenme oranı, 4000 civarı).
Reklamı yukarıda paylaştım ama yine de bir size anlatalım: Orta yaşın üstü bir abi, masada göstere göstere rakı içiyor. Masasına oturan bir adamla konuşuyor. Adam bir kızı istemeye gidecek. Adama evlilikle ilgili sevgi saygı üstüne akıl fikir veriyor. Müstakbel karınla kavga etme demeye getiriyor lafı, yutamayacağın lokmalar yeme diyor. Sonra birden ortaya çıkıyor ki konuştuğu kişi aslında kendi gençliği. Kendi yaptığı hataları yapmaması için gençliğini uyarıyor.
İnsanlın tüylerini diken diken eden bir reklam ama markanın tüylerini de diken diken etmesi gereken yanları var. Bunların neler olduğunu kötü kalpli bir bakış açısıyla reklamdan çıkardığım spotlar halinde size yansıtayım:
  • Yeni Rakı insanın evlilik hayatına olumsuz etkiler yapar
  • Alkol almak insanların evlilik hayatını bitirir bu reklamdaki evlilik de muhtemelen rakı yüzünden bitti
  • Alkolün halüsinojen etkisi vardır ve insanlara garip hayaller gördürür (İnsanlar normalde kendi gençlikleriyle konumazlar)
  • Rakı içerseniz yalnız olursunuz ve kafayı yiyip kendi kendinize konuşmak zorunda kalırsınız
  • Rakı, özellikle de Yeni Rakı  bir eğlence değil hüzün içeceğidir.

Bu reklamı hayata geçiren marka ve onun reklam ajansı muhtemelen bu yönleri düşünmüştür. Reklam muhtemelen bu yüzden yaygın kanallarda vizyona girmeyip Facebook – Friendfeed ve Twitter üçgenine saplanıp kalmıştır. Ki bence hiç ortaya çıkmaması da yanlış değildir. Ama bu tutarlılık devam ettirilememiş reklam belki de “yapsak de güzel olur hadi yapalım be abi” diyen viral zihniyetli insanlar tarafından yayılmıştır.

İşte bu çok yanlıştır.

1 Comment

Gerçeği yalnızca gerçeği söyleyeceğime…

Virüs gibi yayılan kampanyalara viral kampanya deniyor. Siz bir yerden taşı suya atıyorsunuz ve halkalar giderek büyüyerek çoğalıyor. Sorun şu ki… Halkalar yaratmak, virüsü yaymak, mesajı kitlelere duyurmak için yapmanız gereken şeylerin üst ve ahlaki sınırı yok.

Amaç mesajların kendini kopyalayarak, virüs gibi bölünerek çoğalmasıdır. Bu yüzden insanların bir başka yere göndermek isteyeceği güzelliklerden oluşmalıdır. Gören vay be demelidir. İçinde şirketin mesajını taşımalıdır. En önemlisi her pazarlama aktivitesi gibi müşterilerin ürüne bakış veya ürünün pazardaki satışında fark yaratması gerekmektedir.

Ancak ideale ulaşılmış mıdır? Şimdilik hayır… Türkiye’ye aynı reklamcılığın televizyonla birlikte geldiği ilk yılllarda yaşananlar tekrar etmeye başladı: Ortaya çıkan pazarlama aktiviteleri ürünü tanıtmak yerine tanıtımı yapan şirketi tanıtmaya başladı. “Hethöt.net şirketi sosyal medyaya şaane bi viral yapmış…” “Peki virali yapılan ürün ne… Dur dilimin ucunda. Neyse hatırlamadım…”

Sosyal medya kullanmaya zorla ikna olmuş şirketlerin kısıtlı internet bütçeleri işte birkaç kişinin özel tanıtımına alet edildi. Şirketler bunu hakediyordu aslında, çünkü kendilerine sunulan kampanyaları internetten arama zahmetine girmiyorlardı. Girip baksalar bu kampanyamsı aktiviteden birkaç tane daha olduğunu göreceklerdi. Gerçi milyon dolarlık reklam veren kocaman kocaman şirketler bunu yapıyor mu ki minicik viral bütçeli kurumlar bunu yapsın…

Ama lütfen geldiğimiz yere bir bakın: Bugün sosyal medyada kimse kimsenin söylediğine inanmaz hale geldi. Attığınız mesajlara aa ne güzel viral deniyor. Yabancı çobanın köyü yanrmış kimse inanmamış özdeyişi, çoban köyü yakınca hepimiz yakmış sayıldık şeklinde değişti. Bir yalancının varlığı köyün tamamını bozdu. Oldu mu? Olmadı. 

Aklımda şahane bir fikir var: Twitter ve Facebook gibi ortamlara bir uygulama yazacak, kutsal kitaplardan koyacağım. Bu alanda doğru bir şey söylemek isteyen sanal olarak kitaplardan birine el basacak. Yine de yalan söyleyecek bunu da virale kullanacak olursa… Onu Allah’a havale ediyorum. Kelimenin her ve tüm anlamlarıyla…

No Comments

Streisand etkisini azaltmanın yolları

Hani insanlar ünlü olmak için ortaya düşerler, kendilerini maymun ederler, oraya buraya saldırırlar. Ama ünlü olduktan sonra adlarının daha fazla çıkmaması için ekstra maymunluklar yapmaları gerekir. İşte tam anlamıyla bunu anlatan, şirket yönetimlerini de ilgilendiren bir yazı bu…

Streisand etkisi 2003 yılında ortaya çıkmış bir kavram. Barbra Streisand, evinde otururken bir de ne görsün? Fotoğrafçının biri evini çekip duruyor. Hemen ortalığı ayağa kaldırıyor ve siz ne hakla benim evimin resimlerini çekersiniz, benim namahrem evimin güzelliklerini nasıl halka açarsınız gibi sapkınlyık yoluna gidiyor. Ama orada da durmuyor, fotoğrafçıya ibret-i alem olsun babında 50 milyon dolarlık, o zamana kadar hiçbir paparazziye açılmamış büyüklükte bir dava açıyor. Eee Barbra bu, gaylerin kraliçesi öyle orta halli bir aksiyonla kalmayacağı belli.

Fakat olay beklenmedik bir biçimde değişiyor: Meğer fotoğraf çeken kişi paparazzi değil, çevre fotoğrafçısıymış. Kıyı boyunca 12 bin farklı fotoğraf çekmiş. O evi de öyle hasbelkader bulmuş. Mahkeme bu yüzden adamı doğal olarak suçsuz buluyor. Ama bununla kalıyor mu? Hayır. Tüm insanlar bu Barbra Streisand’in evi de ne enteresanmış, niye bu kadar saklanıyormuş acaba diyerek internette en fazla paylaşılan resim haline getiriyorlar. Böylece Barbra saklanmak isterken evini dünyanın en tanınan mekanlarından biri haline getiriyor, kendi adına bir kavram yaratıyor bir de üstüne maymun olduğuyla kalıyor.

Bu tip şeyler dünyanın farklı ülkelerinde farklı şekillerde yaşanıyor. Peki biz ya da kurumsal bir şirket olarak başımıza böyle bir olay geldiğinde ne yapmalıyız? Ali Saydam, eğer birisi sizi gay olmakla itham ediyorsa bunu “ben gay değilim” şeklinde gazete ilanlarıyla halka duyurmayın derdi. Haklı öyle ya da böyle gay algısının üstünüze yapışma ihtimali var.

Öncelikle mevcut durumun bir değerlendirmesini yapmak gerekiyor: Bir bakın bakalım acaba size karşı gelen algı gerçekten öyle büyük düzeylerde mi yoksa iki üç kişinin bildiği fazla yukarılara çıkmayacak bir şey mi? Çünkü gerçekten küçük şeyler için Streisand gibi bir bardak suda fırtına çıkarmak, sonrasında anlamsızca olayı büyütek istemezsiniz.

Olayın üstüne giderken orantısız güç kullanmayın. Unutmayın ki büyükler küçüklerle yaptıkları savaştan asla galip çıkamaz. Büyük çok feci döverse ayıp değil mi utanmadan küçücük rakibi dövüyorsun denir, küçük rakip yanlışlıkla size bir fiske atacak olsa kahraman ilan ediyir. Özellikle de bizimki gibi Akdeniz ruhu taşıyan ülkelerde kimse kuvvetli rakibi tutmaz. Bu yüzden eğer büyük bir yapıysanız büyüklüğünüzü başkalarının gözüne sokmamaya çalışın.

Gelelim verilecek mesajlara: Eğer yapılan işte parmağınız yoksa bunun kesinlikle ve öncelikli olarak duyurun. Eğer karşınızdaki size karşı kötü bir şey yaptıysa iletişimi karşıdakini ezme üstüne değil onun size verdiği zararı anlatma üstüne kurun. Streisand etkisine kapılmamak için olaya konu olan şeyi asla ön plana çıkarmayın hatta mümkünse unutturun. Bunun kolay olduğunu söylemedim söylemeyeceğim. Bunun için bu işi pazarlamacıya değil iletişimciye yaptırın.

No Comments

Ünlülerin interneti kullanamaması

Ayşegül AldinçBazı şarkıcılar vardır dinler beğenir sonra da unutursunuz. Bazıları vardır onu tekrar tekrar hatırlamak istersiniz. Bilgisayarınızın bir köşesinde daima şarkılarını tutarsınız, beğenirsiniz ama neden beğendiğinizi bilmezsiniz. İnternette onun özel bir bilgisine rastlayınca bokunuzda boncuk bulmuş gibi sevinirsiniz. İşte Ayşegül Aldinç bu ikinci kategoriye giriyor.

Gazeteci yazar Orhan Aldinç’in kızı. 1962 doğumlu. Modern Folk Üçlüsü ile Eurovision’a katılmışlığı, sonuncu olmuşluğu var. 4-5 albümü var ki sonuncusunu 2000 yılında yaptı. Arada bazı şarkıları var ki insanı alıp başka yerlere götürüyor. Gözlerin Su Yeşili, Ah Sevdiğim, Sorma… Bunlar başka bir evrenden gelmiş gibi duruyor. Mina gibi puslu bir sesi, nedenini bilmeden gözlerimi ayıramadığım gözleri var.

İnternette aysegulaldinc.com.tr sitesini bulduğumda o kadar mutlu oldum ki… Site yapım aşamasındaydı. Olsun. Forumu vardı uçarak girdim içine. Eski bir teknolojiyle sıradan bir forum yapmışlar. Varsın olsun onun mesajlarını alacağım. Üye olmak gerekiyormuş, umurumda değil hemen olurum. Ama olamıyorum. Neden? Çünkü üye olmak için görüp içindeki yazıları sisteme aktarmamız gereken doğrulama resmi çalışmıyor. O kadar elzem mi onun sitesinde doğrulama resmi? Tabii ki değil.

Bu yüzden internette serseri mayın gibi dolaşıp onunla ilgili birkaç güzel şey bulmaya çalışıyorum. Zamanının erkek dergilerine çektirdiği çıkıyor karşıma anlamsızca. 20 senede marka olmuş ama internette on dakikalık çalışmayı yapmadığı için markayı peynir ekmek gibi bitiriyor. Özel hayranı olan insanların hayranlarına özel ilgi vermesi gerekiyor. O bir Tarkan değil. Herkese hitabetmesi gerekmiyor. 30 yaş üstü, göbekli, özellikle erkek hayranlarına merhaba demesi, internetin izin verdiği ölçüde “diyebilmesi” yeterli. Ama ucuz bir forum yazılımının çalışmayan bilgi doğrulama resmine kurban gidiyor ilişkimiz.

Ah sevdiğim, sevmeyi bilirdin. Ah sonunda yine sen bitirdin.

No Comments

Yurdumun 145 bin safının Facebook sınavı

n173710520982_9151Şimdi yolda giderken birine gidip ya güzel kardeşim sen kaç yaşındasın deseniz sinir olur size uzaklaşır. Gel sana para vereyim bana adını söyle deseniz, söylemez bir de üstüne döver. Gel e-posta adresini ver de sana reklam gönderimleri yapayım deseniz polis çağırır. Ama Facebook’ta öyle mi ya? Sepet gibi dökülüyor.

Hatırlarsınız bundan aylar önce, Facebook üstünde bir grup açıldı. Diyordu ki grubun tanımında gelin bu gruba üye olun, resminizi kim görmüş, profilinize kim tıklamış, sizin kiminle ne yaptığınızı kim gözlemiş görün. Yurdumun insanı için bu parayla ölçülemeyen bir değere sahip. Hemen uçarak bu gruba üye oluyorlar.

Fiziksel olarak bu söylenenler nasıl gerçek olacak bir bakalım: Bir gruba gireceksiniz. Gruba girer girmez bir anda grup sihirli bir şekilde size Ahmetle Özlem sizin resminize baktı diyecek. Haydi bunu aklınız aldı peki Facebook size niye bunu bir hizmet olarak vermiyor da niye birkaç garip isimli gruba bu özelliği koyuyor? Facebook’un uygulamalar bölümü varken neden uygulama olarak değil de grup olarak karşımıza çıkıyor? Çok aptalca değil mi?

Ne oluyor siz gruba girince? Sizinle ilgili birçok bilgiyi, mesela e-posta adresinizi ele geçiriyorlar. Bunu da istedikleri gibi kullanıyorlar. Olur olmaz zamanlarda size en iyi ihtimallerle Viagra reklamı gönderiyorlar.

Gelelim yeni tribe… Eski gruplara artık giren kalmadığı için yeni bir şey yapmak gerekiyordu. Bunun için resimlere baktırmaktan öte ne olabilirdi? Yurdumun sahtekarı düşündü ve görüntülü Facebook sohbeti olayını icat etti. Yine bunu uygulamalar üstünden değil gruplar üstünden vermeye başladılar. Maymun gibi üye toplamaya başladılar.

Bu gruplardan birinin içinde tam 145 bin üye var. Tüm arkadaşlarımdan gün aşırı üyelik istekleri ve önerileri geliyor. Buna ilk bir haftada inanan 145 bin kişi var inanılmaz bir rakam.

Grubun kurucularını yakından tanıyalım: Neriman Sevecen isimli bir bayan. Sevecen bir mayolu resmini koymuş profiline. Üye olduğu diğer gruplar neler bilmek ister misiniz? Aramızda para toplayalım APO şerefsizini ayda asalım!, AYYILDIZI SEVENLER BURAYA, izmirde sex, IstanbuL Lez cLup, sex partneri arayanlar, istanbulda gerçek anlamda sex yapmak isteyen bayanların yerı, SİGARA İÇERKEN A…ININ YALANARAK BOŞALMASINI İSTEYEN KIZLAR, A.. ALEV GİBİ YANANLAR, Azgın Bayanlar, azgın kızlar, sanal sex, webcam sex, porno film izleyen kızlar parmak kaldırsın, SEX SEVEN BAYANLAR, KAVUNİCİ-MOR DERKEN SENEYE TRANSPARAN GİYSİN 64L4T4S4R4YL14R, izmir sex, izmir sex düşkünleri (ateş bastı bana diyenler)grubu, tamamen gizli izmir sex, izmir sex bu gece, izmir real sex, sex izmir grup, sanal da değil reel de sex arayanlar, istanbulda evli dul mutsuz reel sex arzulayan kadınlar gelin, istanbulda gizli sex yapmak isteyen kızlar, istanbulda gizli sex yapmak isteyen bayanlar, istanbulda profesyonel sex esi arayanlar…, istanbulda sex partisi başladı, istanbulda sex isteyen kadınlar, istanbulda sex arayan bayanlar

Şimdi anladınız mı neyle karşı karşıya olduğunuzu?

Devam edecek misiniz 145 bin saftan biri olaya? Sayıyı artıracak mısınız?

No Comments