Archive for July, 2009

Sosyal tembeller

Bu yazı uzun yazı okuyamayanlar için yazılmıştır, eğer keninizi böyle niteliyorsanız zaten yazının sonunu göremeyeceksiniz. O yüzden şimdiden yazıyı edebinizle kapatın.

Tarihin her döneminde bir yenilik, insanlığın gündemine bomba gibi düşer ve belli bir süreç boyunca çevresinden şekillenir çevresini şekillendirirdi. Baby Boom güzel bir isimdi. X Generation yine üstünde takılması okuması hoş bir kavramdı. Y Generation buna tepkiydi ve sonrasını anlatıyordu. İnteraktivite yine şirin bir kelimeydi ve sonrasında inanılmaz sayıda terim ve kavram icat edilmesini sağladı. Bu kavramların her birinin birbirine olan mesafesi kısaldı. Eskiden yeni bir kavram için yıllarca beklemek zorunda olan kişi ve kurumlar artık aylar seviyesinde yeni bir kavrama ev sahipliği yapmak durumunda kaldı.

Sonra sosyal medya geldi. İlk bakışta süper bir kavramdı bu. İnsanlar hem sosyalleşecek hem de medya takip edecek bir de üstüne medyayı kendileri yaratacaktı. Bundan iyisi şamda kayısıydı. Söylenenlere de bakılacak olunursa reklam maliyetleri yüzde 20-30′lar seviyesinde azalacaktı. Daha ne isterdik?

Ama karşımıza çıkan biraz tuhaf ve muğlak bir şey oldu. Eski güvenilir basın organları ve sitelerin yerini facebook, twitter ve bir sunum ekranının içine ikişer santim sırayla sığacak onlarca yeni hizmet aldı.

Bunların ortak  noktalarına gelin hep birlikte bakalım:

  1. Eğer analoji yapmak gerekirse bu yeni siteleri birer kitap olarak değil, birer çekmece olarak nitelemek doğru olur. Çevremizde gördüğümüz doğru yanlış, enteresan, akıllıca, aptalca her şeyi bu çekmecelere koyacağız.
  2. Bu çekmeceleri Taksim Parkı’na koyacağız ki herkes iyice kurcalasın. Karşı cins kurcalarsa (ki kesin kurcalayacaktır) hem egomuz şişer hem çoğalma dürtümüz…
  3. Bunların içine yapacağımız entelektüel katkıları 140 karakterle sınırlı tutalım (GSM icat olduğunda 140 karakter yetmez diye MMS’in icat edilmesi çabalarını gözlerim yaşlı hatırlıyorum). Böylece bunu yazarken hiç sıkılmayalım.
  4. Bu mekanizmayı tamamen her yerden her yere ulaşabilecek şekilde yapalım. Böylece 140 karakter de olsa bir yere ikinci bir iş yapmayalım, özel bir içerik sokmayalım. Bir tuşa basalım 60 yerde birden gözüksün, yazı görsün ortamlar.
  5. Kendi içimizde çalıp çırmpayı alıntılamak olarak niteleyelim. Çaldığımız şeyi bizden çalanlar olursa çok sinirlenelim.
  6. Hep kendi yaptıklarımızı tanıtalım. Bunun karşılığında başkalarının yaptıklarına aaa ne güzel filan diyelim ki biz bir dahaki sefere yeni bir şey yaparsak onu da beğenen (yalandan da olsa yeniden aaa ne güzel tepkisi veren) birileri çıksın.
  7. Kendimizi çaldıklarımızla alıntıladıklarımızla tanımlayalım. Ne kadar iyi insanlardan alırsak o kadar iyi ve entelektüel olarak adlandırılalım.
  8. Blog, sosyal medya araçları vs. gibi şeyleri büyük basın organlarının güçleriyle kıyaslarken kendimizi de orada çalışan yazan insanlarla kıyaslayalım. Bunu yaparken onları küçümseyelim. Bu arada da neden onlar orada yazarken ben burada sürünüyorum diye düşünmeyelim. O insanların orada olmak için vermiş oldukları çabalar konusunda bilgi sahibi olmayalım.
  9. Eski ne yapmış bunu öğreneyim ve bunun üstüne bir şeyler koyarak yeniyi yaratayım demek yerine eskiler aptal diyerek total red yapalım ki eskiyi okumaya ve çaba göstermeye de gerek kalmasın. Eskiyi internette bir zilyon tane bulunan sunumların eskiyi komik resimlerle eleştiren sayfalarından öğrenelim.
  10. Her şeyin altına bilir bilmez yorum yazalım ki bizi zeki sansınlar, bizi unutmasınlar ve biz bir şey yazdığımızda bizim için de yazsınlar böylece sinerji oluşsun.

Elbette genelleme yapmak çok yanlış. Elbette sosyal medyayı iyi kullananlar bile vardır. Elbette sosyal medyaya kendi fikirlerini koyanlar bile vardır. Elbette o ortamdaki herkes orayı en sevdiği yemek en sevdiği kadını öğrenmek için kullanmıyordur. Ama eğer bizim gırtlağımıza bir silah dayayarak genelleme yapmamızı istemiş olsalardı… Hayatımız buna bağlı olsaydı… Ben genellememi sosyal medyayı kullanan herkes tembeldir diye yapardım.

No Comments

Yeni model huysuz ihtiyarlar

Muppet Show’u yeni kuşak çok az bilir. Pek azı Ayı Fozzie’yi Şener Şen’in seslendirdiğini, esprilerin büyük bölümünün mizah dergisi yazarları tarafından yeniden şekillendirildiğini hatırlar. Her yazdığım yazıda dönüp dolaşıp yeni kuşağa bir şey söylememi de bunları hatırlamamı da yaşlanmanın  emareleri olarak sayıyorum.

Konuya gelelim: Bu Mupper Show içinde yaratılmış en komik karakterlerin başında huysuz ihtiyarlar geliyordu. Locada oturan bu iki espritüel ihtiyar hem sahnede hem de geri planda olanlara karışmadan edemiyorlardı. Espriyle karışık iyi de geçiriyorlardı. Bir yandan güldürüyorlardı ama bence en önemli işlevleri Muppet Show’un kendi içinden eleştirisiydi. O kadar usturuplu geçiriyorlardı ki seyirciye söyleyecek bir şey kalmıyordu.

Bu ihtiyarların adları Statler ve Waldorf idi. Kimlikleri konusunda rivayet muhtelif. Bazıları diyor ki bu tontonlar isimlerini New York’taki otellerden almışlar. Yine bir başka rivayete göre bu yaşlılar isim ve görüntülerini şovun yaratıcılarının tiyatro hocalarından aldılar.

Her ne olursa olsun bu ikili kimi zaman alternatif bakışı, kimi zaman da sırf eleştirmiş olmak için eleştirenleri temsil etti. Mesela kimi? Dönün bakın internette işaretlediğiniz, okumak için bir kenara koyduğunuz sitelere, FriendFeed veya Twitter veya FaceBook içindeki dostlarınıza… Bir eleştiri, bir girişme güdüsü… Herkes birer efe olmuş. Küfür kıyamet giriyorlar. Yapmayın etmeyin dediğiniz zaman da internet özgürdür hede hödödür diyorlar. Peki internetin dış dünyadan farkı ne? Yani siz interntte annesiyle cinsel ilişkiye girmek istediğinizi beyan ettiğiniz kişi ve kurumların yüzüne de bunu söyleyebilir misiniz? İnsanı o kadar hızlı mahkemeye verirler o kadar hızlı mahkum ederler ki şaşırır kalırsınız. En kötü ihtimalle burnunuzun ortasına sümsük diye tabir edilen yumrukumsu darpı alırsınız.

Günümüzde şarkıcılardan şirkretlere, kişilerden markalara herkes internette yatıp kalkıyor. Geç gelmiş olmaları orada olmamaları anlamına gelmiyor. Sonuçta internette küfür kıyamet giderken Statler ve Waldorf kadar şirin gözükmüyorsunuz. Eleştirmenin o şeker sınırları içinde internetçi olmaya çalışmanızda fayda var.

No Comments

Besleme basın

Bir zamanların büyük laflarından biriydi “besleme basın”… Bir kesim tarafından çıkarlarına hizmet etmesi amacıyla hak etmediği geliri elde eden basın organlarına söylenirdi. Büyük hakaretti buun söylemek. Bir basın mensubunun yanında bir başka basın mensubu için şaka yollu bile söylense kavga çıkma tehlikesi yaratırdı.

Besleme kelimesi zaten kendi kendine bile kötüydü. Eskilerde zenginlerin evlerine çalıştırmak için alıp sonrasında telli duvaklı evlendirdiği kızlara besleme denirdi. Çoğunlukla embesil ve çirkin olurdu bu kızlar. Filmlerde güzel olur ve tecavüze uğrarlardı o ayrı ancak gerçekte besleme olmak, besleme olmakla itham edilmek kavga sebebiydi.

Sonra gün oldu, devran döndü ve besleme olmak o kadar da kötü sayılmamaya başladı. Çünkü besleme kelimesi RSS Feed adı verilen kavramın çevirisi olarak anılmaya başlandı. Olay çok basitti: Her yerdeki beğendiğiniz içeriklerin beslemelerinin kodlarını yazacaksınız. Beğendiğiniz sitedeki yazı ne zaman değişse sitede de otomatik güncelleme. Oh ne ala… Siz bir şey yapmadan siteniz güncellensin. Bir zamanlar havuz gazeteciliği denen bir kavram vardı: Bazı ucuz gazeteler muhabir kadrosu barındırmaz, onun yerine aynı holding bünyesinden çıkan gazetelerin muhabirlerinin yaptığı haberleri “takla attırarak” kullanırlardı. RSS Feed olayını tam olarak bu şekilde açıklamak mümkün.

Daha sonra ismi besleme olan siteler türedi. Friend Feed bunlardan bir tanesi… Kişiler kendileriyle ilgili “geri beslemeler” yapacaklar, onlardan haberdar olmak, ona göre kendini konumlandırmak, ne zaman ne yapacağını bilmek… Güzel iş oldu bu bir süreliğine. Sonra yavaş yavaş patlamaya başladı. Çünkü oraya gelen insanlar kendileri ve uzman oldukları şeyler konusunda bilgi vermek yerine burayı bir chat, bir arkadaşlık sitesi haline dönüştürmeye başladı. Bir kişi yazdığı beslemenin altında kaç insan varsa o kadar adam sayılmaya başladı.

Bu yüzden de şöyle feedler yayılmaya başlandı internet camiasına: Sizce tatile kaç kişi çıkmalı (125 cevap – 198 beğeni) Sizce bir insanın kaç çocuğu olmalı (29 cevap – 64 beğeni) Bir hayvan olsanız ne olmak isterdiniz (98456 cevap – 1 trilyon beğeni)

Bu anlamda halen bilgi alabildiğim FriendFeed gibi ortamların yaşamasını istiyorum. Beslemeliğinin doğru biçimde devam etmesini istiyorum.

1 Comment

Dijital pazarlama pratik dersleri

Dijital pazarlama konusunda teorik yazılarımızı buradan hep yazdık ve bundan sonra da yazmaya devam edeceğiz. Bu noktada bir de pratik yapalım bakalım ne olacak dedik. Pratik olarak atacağımız her adımı sizlerle paylaşıp hangi noktadan nereye gidececiğimizi birlikte inceleyelim istedik.

Bunun bir deneme olması, dijital dünyada neyin nasıl yapılabileceğini görmemiz açısından çıkış noktamızı çok basit tuttuk:

  1. Ekstra yatırım gerekmeyecek bir şey
  2. Ekstra tanıtım gerekmeyecek bir şey
  3. Para edecek bir şey
  4. Gerçekten işe yarayacak bir şey
  5. Pazarlanabilecek bir şey
  6. Özellikle dijital ortamdan pazarlanabilecek bir şey

İşte bu özelliklerin bir arada bunulabileceği bir şeyi biraz da yaratıcılık kullanarak hemen bulduk: Bana ait olan ve yıllarır kullandığım, beni tanıyan herkesin yakından bildiği alan adını www.ayan.org adresini halka açmaya karar verdim. Bunun için hangi adımları atmak istediğimi de sizlerle paylaşayım dedim:

  1. Facebook gibi ortamlarda gördüm ki “Ayan” soyadına sahip yüzlerce kişi var. Eğer bu yanlış bir tespitse insanlar her nedense isimlerinin sonuna Ayan ibaresini koymaya bayılıyor :) hatta Facebook üstünde soyadı Ayan olanlar adıyla açılmış birçok grup var.
  2. Gmail sayesine insanlar inanılmaz büyüklükte mailboxlar ile tanıştı. Üstelik yine bu hizmet sayesinde mevcut mail adresleriniz Gmail’e tanıtılıyor ve düzenli bir kontrol ile posta kutunuz bir anda Gmail büyüklüğüne yani 6 gigabaytın üstüne çıkıyor. Böyle olunca benim herhangi bir sunucu büyütmeme gerek kalmadı. 30 megabaytlık bir sunucu sağlamak bile işi bilenler için sonsuz mail kullanma anlamına gelmeye başladı
  3. Eskiden bu gibi bir mekanizma kurulduğunda en önemli şey paraydı. Ama şimdi konuyla ilgili böyle bir dert kalmadı. PAYPAL gibi sistemler sizin kredi kartınızı bildiği sürece size geri ödeme yapabiliyorlar. Sistem (okuma yazma bilen birinin yapabileceği kolaylıkta) hızlıca kuruluyor
  4. Herkesin internet ortamında kendini farklı göstermeye ihtiyacı var. ADINIZ@ayan.org adresi bu farklılaşmayı çok iyi ifade eden bir araç olacaktır.

Bu köşede sizlere pratikte dijital pazarlamanın nasıl döndüğünü adım adım anlatmaya devam edeceğim. Nasıl zorlukların yaşandığını, nasıl badireler atlatıldığını sizlere anlatacağım. Bu sütunu izlemeye devam edin.

No Comments