Archive for August, 2009
Sanatsal yalanlar
Posted by admin in Dijital Dünya, Dijital PR on 24/08/2009
Çok acayip. Söylenen o ki GenPet diye yeni bir oyuncak yapılmış ve satılmaya başlanacak. Biyogenetik firmaları tarafından geliştirilmiş canlı hayvanlar bunlar. Eti var, kanı var, kemikleri var, kasları var. Yani pille çalışan ve bilinen robotlardan değiller.
Zigot mikroenjeksiyon yöntemi ile (neyse o artık) yapılmışlar. Farklı türlerden alınmış farklı proteinlerden oluşturulmuşlar (allahım aklımızı koru). Olay o ki bu insansal hayvanat bebişler plstiklerin içinde uyutuluyor. Alınca hemen beraber satın aldığınız kitin içindeki ilaç ve cihazları kullanarak onu canlandırıyorsunuz. 1 yıl yaşayanı var, 3 yıl yaşayanı var. Tabii ki farklı paralara satılıyor.
İlk okuduğunuzda olmaz öyle diyor sonra dur belki de olurmu acaba ki ne gibi korkulara kapılıyorsunuz. Adamlar medya kiti yapmış, dükkanlarda satılan resimleri var, çocuğun biri kucağına almış bunu yürüyor. Ya doğruysa…
İştegünümüz insanoğlunun en önemli korkularından biri burada yatıyor. Ya birilerinin bildiği şeyi ben diğerlerinden daha geç öğrenirsem?.. YA bu gerçek çıkar ve ben bunu atlamış olursam?.. Ya herkesten önce bildiğim halde bunu kimseye duyuramazsam (klasik internetçi korkusu)… İşte bunun için hemen bir mesaj yazıyorsunuz kıçına takıyorsunuz linki, yolluyorsunuz gidiyor. Eğer konu çok inandırıcı değilse sadece linki veriyorsunuz, yok biraz inandıysanız hikayenin sonuna bir arkadaşınızın bunu aldığını bile ekleyebilirsiniz.
Bu vaka özeline baktığımızda belki şekil insansı değil de biraz daha abidik bir hayvan olsaydı ben bile ciddi inanabilirdim. Saat gecenin bilmamkaçı olmuş internette arama yapmak da zor geldi. Böyle bir şey olsaydı haberlerde geçerdi dedim ama bulamadım o yüzden daha az inanmaya başladım.
Linki internette bizlerle paylaşan sevgili Özgür Uçkan bunun memetic art adında bir sanat dalı olduğunu iletti bize. Benim acaba viral mi kesin saçmalık mı söylemlerime kafama vura vura sanat sanaat dedi ![]()
Çok sanat insanı sayılmam. Belli sanat dallarına geçişi sağlayacak rafine zeka yapısına da sahip değilim. Mesela David Lynch filmlerinin sanatını da anlamam. Blue Velvet’te Dennis Hooper “Let’s fuck! I’ll fuck anything that moves!” dediğinde “vay vay vay sanata bak” demek yerine “ehi ehi herif ne diyo la” diyenlerdenim ben. O dünyanın ince tarafı bana göre değil yani.
Genpet tarafına dönecek olursak… Eşek şakası ve sanat arasında konumlandırmakta zorlandığım bu olayın sosyal bazı etkileri olacak ki bunu ileride göreceğiz bu gidişat bu hızla devam ederse: İnternet eni konu güvenilir bir yer olmaktan iyice çıkacak. Bilgi almak gerçekten pahalı bir şey haline gelecek. Güvenilir insan hiç bulunamayacak. Böylece internet akıllı insanlar yaratmada iyi bir araç olabilecekken yine TV gibi aptal kutusu haline dönüşecek.Bir süre daha devam ederse bu saçma sapan viral ve komik yalanlar furyası… İnsanlar inanacak şey bulamayacaklar. Amaç ders vermek ve öyle her gördüğünüze inanmayın demekse… Amaç iyiye sevk etmekse… Bu yol doğru mudur bilmiyorum.
Bu bir öngörü.
Cehenneme giden yol kanaat önderleriyle döşelidir
Posted by admin in Dijital PR, PR Dünyası on 20/08/2009
Eskiden Türk filmlerinde fakir ama gururlu gençler olurdu. Bu fakirler zenginliğe yatay geçebilmek için ne yaparlardı? Tabii ki çok çalışıp çabalayıp doğr yatırımların sonunda emeklerinin karşılığını ALMAZ, onun yerine gidip bir gazinoda keşfedilir ve paraya para demezlerdi.
Pazarlama dünyasında fikir önderi ya da kanaat lideri denen insanlar da o gazinolardaki patronlar gibi işte. Siz milyonlarca insana bir konuyu anlatıp teker teker kalplerine girip kafalarındaki yanlış anlamaları önlemek yerine bir kanaat önderi buluyorsunuz. Onu bir şekilde bilgilendiriyorsunuz. Sonra bilgilendirdiğiniz kişi gidip sizin yerinize sizin elçiniz oluyor ve cümle alemi bilgilendiriyor.
Bu noktada konunun başarılı veya başarısız olma kriteri inanılmaz derecede basit: Siz geniş kitlelere giderken harcadığınız paranın ne kadar altında kalıp kanaat liderini aynı sayıda insana yönlendirebiliyorsanız o kadar başarılısınız. Tamamen matematik. Tamamen objetkif. Kimsenin iyi niyeti kötü niyeti işin içinde değil. İkincil planda mesajın ne kadar kayıpla ulaştığı, toplam iletişimin ne kadarının zarar gördüğüne de bakılabilir. Ama neresinden bakarsanız bakın çok kolay bir iş.
Eğer siz bir kanaat önderiyseniz, size öyle diyorlarsa veya kendinizi öyle hissediyorsanız yazının devamını okumayın.
Sevgili kanaat önderleri tuvalet kağıtları gibidir. Az kullanılmış, hatta mümünse hiç kullanılmamış olmaları makbuldür. Doktor bayandan az kullanılmış Renault olur ama doktor bayandan az kullanılmış tuvalet kağıdı pek azımızı mutlu eder. Peki neden bu yakışıksız benzetmeyi yapıyoruz? Hemen anatalım.
Kanaat önderlernin bir başarısı, bir markanın temsilcisi olarak değil, kendileri olarak markayı tanıtmalarında yatar. İnsanımız, diğer tüm dünya insanları gibi hekimden sormaz, çekenden sorar. Kendi gibi olan biri bir ürün ya da hizmet için güzel konuşuyorsa, bundan da herhangi bir çıkarı yoksa o abi şahane, ürün kusursuzdur. Ama kanaat önderleri durumun bir kez farkına varınca talihsiz insan psikolojisi devreye girer. Bu noktada ya kanaat önderi tersine psikoloji kullanır ve ürün iyi olsa bile kötülemeye başlar veya gittiği yolu beğenip ürüne Oscar ödülü vermeye çalışır. Her iki yol da geri dönüştürülmemiş tuvalet kağıdıdır.
Peki ne yapmak lazım? İmkansız bir ilişki mi bu? Değil. Öncelikle kanaat önderinin anlattığı, yaydığı bilginin çok da büyütülecek bir şey olmadığı konusunda tüm tarafların ikna olması gerekiyor. Kanaat önderi yaptığı işi büyütürse bunun ağırlığı altından kalkamayabilir. Ama bunun sıradan bir şey, hayatın doğal bir parçası olarak sunulması halinde her şey yerli yerinde ve yolunda gidecektir.
Bunun yolu kanaat önderlerini rahata farkettirmeden alıştırmaktır.
Bu aşamada size ve çevrenize ellere var da bize yok mu diyen dahili ve harici aptaloğluaptallar olacaktır. Bu ahvalde vazifeniz takmamaktır. Kanaat önderleri iki küçük parça ürün veya hizmetle satın alınamaz. Alınıyorsa önder değillerdir zaten.
Bu açıdan bakıldığında kanaat önderlerini bozmak isteyenlerin, “ellere var da bize yok mu”cuların rakiplerin yönlendirmesiyle hareket eden şerefsizoğluşerefsiz olup olmadığına dikkatle bakmak gerekebilir.
Cehenneme giden yol iyi niyet taşlarıyla döşelidir.
Cehennem başkalarıdır.
Artık gülmeyeceğim, bütün kabahat senin…
Posted by admin in Dijital Dünya, Dijital PR on 04/08/2009
Eskiden internette bir şeylere gülünür, keyif alınır, o dosttan bu dosta gönderilir neşe alınır ve dağıtılırdı. Sonra internet üstünde reklamlar çıktı, mertlik bozuldu, gülme keyfi kayboldu.
- “Oğlum bak süper bir video buldum ah anam garip anam yerine ah anam lahanam diyor ehi ehi ne komik değil mi?”
- “Abi ama o reklam… Gitti gidiyor reklamı…”
- “Gitti gidiyor bütün gülme isteğim…”
Veya…
- “Abi kadının biri kafayı çizmiş ayrıldığı erkek arkadaşını maymun ediyor eşyasını satıyor internetten…”
- “Yok baba reklam o kandırmışlar seni”
- “Senden de tiksindim, bu reklamdan da…”
Bu benim gerçek keyfimdi. Nedense işin içinde reklam olduğunu bilince kendimi aptal yerine konmuş kandırılmış hissediyorum. Bunu pazarlama yöntemi olarak sunanlardan da hazetmiyorum. Ha şu olur, benim başımın üstünde yeri var:
- “Abi förtvırd biraları bir reklam yapmış kafayı yersin…”
- “Haa süpermiş bak hemen sağa sola göndereyim…”
Bendeki bu reklam ve forward sevgisini alan sözde pazarlamacı ve kuruluşları kınıyorum. Artık sevmiyorum, onları da sevmiyorum.
Bu arada reklamın iyisi kötüsü olmaz diyenler bana isimlerini yorum olarak yazdırsınlar. Onlara sağlam küfür ederek reklam yapacağım. Hani olmaz ya reklamın kötüsü… Şöyle sülale ve efradının cinsel seçimlerini irdeleyen birkaç reklam cümlesi kurayım. Bakalım “oh ne güzel babamın diğer erkeklerle yakınlığını masaya yatırmışlar ama reklamımız da oldu herkes bizi tanıyor” diyen bir şirket yetkilisi çıkacak mı?..