Archive for December, 2009
Yeni Rakı reklamı eleştirisi
Posted by admin in Dijital PR, PR Dünyası on 23/12/2009
- Yeni Rakı insanın evlilik hayatına olumsuz etkiler yapar
- Alkol almak insanların evlilik hayatını bitirir bu reklamdaki evlilik de muhtemelen rakı yüzünden bitti
- Alkolün halüsinojen etkisi vardır ve insanlara garip hayaller gördürür (İnsanlar normalde kendi gençlikleriyle konumazlar)
- Rakı içerseniz yalnız olursunuz ve kafayı yiyip kendi kendinize konuşmak zorunda kalırsınız
- Rakı, özellikle de Yeni Rakı bir eğlence değil hüzün içeceğidir.
Bu reklamı hayata geçiren marka ve onun reklam ajansı muhtemelen bu yönleri düşünmüştür. Reklam muhtemelen bu yüzden yaygın kanallarda vizyona girmeyip Facebook – Friendfeed ve Twitter üçgenine saplanıp kalmıştır. Ki bence hiç ortaya çıkmaması da yanlış değildir. Ama bu tutarlılık devam ettirilememiş reklam belki de “yapsak de güzel olur hadi yapalım be abi” diyen viral zihniyetli insanlar tarafından yayılmıştır.
İşte bu çok yanlıştır.
Gerçeği yalnızca gerçeği söyleyeceğime…
Posted by admin in Dijital Dünya on 22/12/2009
Virüs gibi yayılan kampanyalara viral kampanya deniyor. Siz bir yerden taşı suya atıyorsunuz ve halkalar giderek büyüyerek çoğalıyor. Sorun şu ki… Halkalar yaratmak, virüsü yaymak, mesajı kitlelere duyurmak için yapmanız gereken şeylerin üst ve ahlaki sınırı yok.
Amaç mesajların kendini kopyalayarak, virüs gibi bölünerek çoğalmasıdır. Bu yüzden insanların bir başka yere göndermek isteyeceği güzelliklerden oluşmalıdır. Gören vay be demelidir. İçinde şirketin mesajını taşımalıdır. En önemlisi her pazarlama aktivitesi gibi müşterilerin ürüne bakış veya ürünün pazardaki satışında fark yaratması gerekmektedir.
Ancak ideale ulaşılmış mıdır? Şimdilik hayır… Türkiye’ye aynı reklamcılığın televizyonla birlikte geldiği ilk yılllarda yaşananlar tekrar etmeye başladı: Ortaya çıkan pazarlama aktiviteleri ürünü tanıtmak yerine tanıtımı yapan şirketi tanıtmaya başladı. “Hethöt.net şirketi sosyal medyaya şaane bi viral yapmış…” “Peki virali yapılan ürün ne… Dur dilimin ucunda. Neyse hatırlamadım…”
Sosyal medya kullanmaya zorla ikna olmuş şirketlerin kısıtlı internet bütçeleri işte birkaç kişinin özel tanıtımına alet edildi. Şirketler bunu hakediyordu aslında, çünkü kendilerine sunulan kampanyaları internetten arama zahmetine girmiyorlardı. Girip baksalar bu kampanyamsı aktiviteden birkaç tane daha olduğunu göreceklerdi. Gerçi milyon dolarlık reklam veren kocaman kocaman şirketler bunu yapıyor mu ki minicik viral bütçeli kurumlar bunu yapsın…
Ama lütfen geldiğimiz yere bir bakın: Bugün sosyal medyada kimse kimsenin söylediğine inanmaz hale geldi. Attığınız mesajlara aa ne güzel viral deniyor. Yabancı çobanın köyü yanrmış kimse inanmamış özdeyişi, çoban köyü yakınca hepimiz yakmış sayıldık şeklinde değişti. Bir yalancının varlığı köyün tamamını bozdu. Oldu mu? Olmadı.
Aklımda şahane bir fikir var: Twitter ve Facebook gibi ortamlara bir uygulama yazacak, kutsal kitaplardan koyacağım. Bu alanda doğru bir şey söylemek isteyen sanal olarak kitaplardan birine el basacak. Yine de yalan söyleyecek bunu da virale kullanacak olursa… Onu Allah’a havale ediyorum. Kelimenin her ve tüm anlamlarıyla…
Streisand etkisini azaltmanın yolları
Posted by admin in Dijital Dünya, Dijital PR, PR Dünyası on 20/12/2009
Hani insanlar ünlü olmak için ortaya düşerler, kendilerini maymun ederler, oraya buraya saldırırlar. Ama ünlü olduktan sonra adlarının daha fazla çıkmaması için ekstra maymunluklar yapmaları gerekir. İşte tam anlamıyla bunu anlatan, şirket yönetimlerini de ilgilendiren bir yazı bu…
Streisand etkisi 2003 yılında ortaya çıkmış bir kavram. Barbra Streisand, evinde otururken bir de ne görsün? Fotoğrafçının biri evini çekip duruyor. Hemen ortalığı ayağa kaldırıyor ve siz ne hakla benim evimin resimlerini çekersiniz, benim namahrem evimin güzelliklerini nasıl halka açarsınız gibi sapkınlyık yoluna gidiyor. Ama orada da durmuyor, fotoğrafçıya ibret-i alem olsun babında 50 milyon dolarlık, o zamana kadar hiçbir paparazziye açılmamış büyüklükte bir dava açıyor. Eee Barbra bu, gaylerin kraliçesi öyle orta halli bir aksiyonla kalmayacağı belli.
Fakat olay beklenmedik bir biçimde değişiyor: Meğer fotoğraf çeken kişi paparazzi değil, çevre fotoğrafçısıymış. Kıyı boyunca 12 bin farklı fotoğraf çekmiş. O evi de öyle hasbelkader bulmuş. Mahkeme bu yüzden adamı doğal olarak suçsuz buluyor. Ama bununla kalıyor mu? Hayır. Tüm insanlar bu Barbra Streisand’in evi de ne enteresanmış, niye bu kadar saklanıyormuş acaba diyerek internette en fazla paylaşılan resim haline getiriyorlar. Böylece Barbra saklanmak isterken evini dünyanın en tanınan mekanlarından biri haline getiriyor, kendi adına bir kavram yaratıyor bir de üstüne maymun olduğuyla kalıyor.
Bu tip şeyler dünyanın farklı ülkelerinde farklı şekillerde yaşanıyor. Peki biz ya da kurumsal bir şirket olarak başımıza böyle bir olay geldiğinde ne yapmalıyız? Ali Saydam, eğer birisi sizi gay olmakla itham ediyorsa bunu “ben gay değilim” şeklinde gazete ilanlarıyla halka duyurmayın derdi. Haklı öyle ya da böyle gay algısının üstünüze yapışma ihtimali var.
Öncelikle mevcut durumun bir değerlendirmesini yapmak gerekiyor: Bir bakın bakalım acaba size karşı gelen algı gerçekten öyle büyük düzeylerde mi yoksa iki üç kişinin bildiği fazla yukarılara çıkmayacak bir şey mi? Çünkü gerçekten küçük şeyler için Streisand gibi bir bardak suda fırtına çıkarmak, sonrasında anlamsızca olayı büyütek istemezsiniz.
Olayın üstüne giderken orantısız güç kullanmayın. Unutmayın ki büyükler küçüklerle yaptıkları savaştan asla galip çıkamaz. Büyük çok feci döverse ayıp değil mi utanmadan küçücük rakibi dövüyorsun denir, küçük rakip yanlışlıkla size bir fiske atacak olsa kahraman ilan ediyir. Özellikle de bizimki gibi Akdeniz ruhu taşıyan ülkelerde kimse kuvvetli rakibi tutmaz. Bu yüzden eğer büyük bir yapıysanız büyüklüğünüzü başkalarının gözüne sokmamaya çalışın.
Gelelim verilecek mesajlara: Eğer yapılan işte parmağınız yoksa bunun kesinlikle ve öncelikli olarak duyurun. Eğer karşınızdaki size karşı kötü bir şey yaptıysa iletişimi karşıdakini ezme üstüne değil onun size verdiği zararı anlatma üstüne kurun. Streisand etkisine kapılmamak için olaya konu olan şeyi asla ön plana çıkarmayın hatta mümkünse unutturun. Bunun kolay olduğunu söylemedim söylemeyeceğim. Bunun için bu işi pazarlamacıya değil iletişimciye yaptırın.
Ünlülerin interneti kullanamaması
Posted by admin in Dijital Dünya, Dijital PR on 10/12/2009
Bazı şarkıcılar vardır dinler beğenir sonra da unutursunuz. Bazıları vardır onu tekrar tekrar hatırlamak istersiniz. Bilgisayarınızın bir köşesinde daima şarkılarını tutarsınız, beğenirsiniz ama neden beğendiğinizi bilmezsiniz. İnternette onun özel bir bilgisine rastlayınca bokunuzda boncuk bulmuş gibi sevinirsiniz. İşte Ayşegül Aldinç bu ikinci kategoriye giriyor.
Gazeteci yazar Orhan Aldinç’in kızı. 1962 doğumlu. Modern Folk Üçlüsü ile Eurovision’a katılmışlığı, sonuncu olmuşluğu var. 4-5 albümü var ki sonuncusunu 2000 yılında yaptı. Arada bazı şarkıları var ki insanı alıp başka yerlere götürüyor. Gözlerin Su Yeşili, Ah Sevdiğim, Sorma… Bunlar başka bir evrenden gelmiş gibi duruyor. Mina gibi puslu bir sesi, nedenini bilmeden gözlerimi ayıramadığım gözleri var.
İnternette aysegulaldinc.com.tr sitesini bulduğumda o kadar mutlu oldum ki… Site yapım aşamasındaydı. Olsun. Forumu vardı uçarak girdim içine. Eski bir teknolojiyle sıradan bir forum yapmışlar. Varsın olsun onun mesajlarını alacağım. Üye olmak gerekiyormuş, umurumda değil hemen olurum. Ama olamıyorum. Neden? Çünkü üye olmak için görüp içindeki yazıları sisteme aktarmamız gereken doğrulama resmi çalışmıyor. O kadar elzem mi onun sitesinde doğrulama resmi? Tabii ki değil.
Bu yüzden internette serseri mayın gibi dolaşıp onunla ilgili birkaç güzel şey bulmaya çalışıyorum. Zamanının erkek dergilerine çektirdiği çıkıyor karşıma anlamsızca. 20 senede marka olmuş ama internette on dakikalık çalışmayı yapmadığı için markayı peynir ekmek gibi bitiriyor. Özel hayranı olan insanların hayranlarına özel ilgi vermesi gerekiyor. O bir Tarkan değil. Herkese hitabetmesi gerekmiyor. 30 yaş üstü, göbekli, özellikle erkek hayranlarına merhaba demesi, internetin izin verdiği ölçüde “diyebilmesi” yeterli. Ama ucuz bir forum yazılımının çalışmayan bilgi doğrulama resmine kurban gidiyor ilişkimiz.
Ah sevdiğim, sevmeyi bilirdin. Ah sonunda yine sen bitirdin.
Yurdumun 145 bin safının Facebook sınavı
Posted by admin in Dijital Dünya on 09/12/2009
Şimdi yolda giderken birine gidip ya güzel kardeşim sen kaç yaşındasın deseniz sinir olur size uzaklaşır. Gel sana para vereyim bana adını söyle deseniz, söylemez bir de üstüne döver. Gel e-posta adresini ver de sana reklam gönderimleri yapayım deseniz polis çağırır. Ama Facebook’ta öyle mi ya? Sepet gibi dökülüyor.
Hatırlarsınız bundan aylar önce, Facebook üstünde bir grup açıldı. Diyordu ki grubun tanımında gelin bu gruba üye olun, resminizi kim görmüş, profilinize kim tıklamış, sizin kiminle ne yaptığınızı kim gözlemiş görün. Yurdumun insanı için bu parayla ölçülemeyen bir değere sahip. Hemen uçarak bu gruba üye oluyorlar.
Fiziksel olarak bu söylenenler nasıl gerçek olacak bir bakalım: Bir gruba gireceksiniz. Gruba girer girmez bir anda grup sihirli bir şekilde size Ahmetle Özlem sizin resminize baktı diyecek. Haydi bunu aklınız aldı peki Facebook size niye bunu bir hizmet olarak vermiyor da niye birkaç garip isimli gruba bu özelliği koyuyor? Facebook’un uygulamalar bölümü varken neden uygulama olarak değil de grup olarak karşımıza çıkıyor? Çok aptalca değil mi?
Ne oluyor siz gruba girince? Sizinle ilgili birçok bilgiyi, mesela e-posta adresinizi ele geçiriyorlar. Bunu da istedikleri gibi kullanıyorlar. Olur olmaz zamanlarda size en iyi ihtimallerle Viagra reklamı gönderiyorlar.
Gelelim yeni tribe… Eski gruplara artık giren kalmadığı için yeni bir şey yapmak gerekiyordu. Bunun için resimlere baktırmaktan öte ne olabilirdi? Yurdumun sahtekarı düşündü ve görüntülü Facebook sohbeti olayını icat etti. Yine bunu uygulamalar üstünden değil gruplar üstünden vermeye başladılar. Maymun gibi üye toplamaya başladılar.
Bu gruplardan birinin içinde tam 145 bin üye var. Tüm arkadaşlarımdan gün aşırı üyelik istekleri ve önerileri geliyor. Buna ilk bir haftada inanan 145 bin kişi var inanılmaz bir rakam.
Grubun kurucularını yakından tanıyalım: Neriman Sevecen isimli bir bayan. Sevecen bir mayolu resmini koymuş profiline. Üye olduğu diğer gruplar neler bilmek ister misiniz? Aramızda para toplayalım APO şerefsizini ayda asalım!, AYYILDIZI SEVENLER BURAYA, izmirde sex, IstanbuL Lez cLup, sex partneri arayanlar, istanbulda gerçek anlamda sex yapmak isteyen bayanların yerı, SİGARA İÇERKEN A…ININ YALANARAK BOŞALMASINI İSTEYEN KIZLAR, A.. ALEV GİBİ YANANLAR, Azgın Bayanlar, azgın kızlar, sanal sex, webcam sex, porno film izleyen kızlar parmak kaldırsın, SEX SEVEN BAYANLAR, KAVUNİCİ-MOR DERKEN SENEYE TRANSPARAN GİYSİN 64L4T4S4R4YL14R, izmir sex, izmir sex düşkünleri (ateş bastı bana diyenler)grubu, tamamen gizli izmir sex, izmir sex bu gece, izmir real sex, sex izmir grup, sanal da değil reel de sex arayanlar, istanbulda evli dul mutsuz reel sex arzulayan kadınlar gelin, istanbulda gizli sex yapmak isteyen kızlar, istanbulda gizli sex yapmak isteyen bayanlar, istanbulda profesyonel sex esi arayanlar…, istanbulda sex partisi başladı, istanbulda sex isteyen kadınlar, istanbulda sex arayan bayanlar
Şimdi anladınız mı neyle karşı karşıya olduğunuzu?
Devam edecek misiniz 145 bin saftan biri olaya? Sayıyı artıracak mısınız?
