Bir gün Ercan Saatçi isimli şarkıcı, besteci, söz ve spor yazarı kişi, kendi tuttuğu takımın televizyonuna mülakat verir. Bu mülakat başlamadan önce kendi aralarında komik bir biçimde konuşurlar. Konuşmanın tam metnini aşağıda bulabilirsiniz. Farklı dost gruplarında hemen her Türk insanının kendi arasında yaptığı bir muhabbettir bu. Ama işin içine takım muhabbeti girince, olay ayyuka çıkınca konu çığrından çıkar. Şimdi Ercan Saatçi ve Metin Özülkü bu işten nasıl kurtulur konusunu profesyonel bir gözle masaya yatıralım istiyorum.
Öncelikle olay nasıl olmuşa bakalım…
İki kişi, iki hasta Fenerbahçeli, ki bunlar muhtemelen program için bir araya gelmiş insanlar değiller eskiye uzanan dostlukları var, kendi aralarında konuşuyorlar. “Talihsiz” kelimeler ağızdan çıkınca biraz geriliyor ve bunu aradan nasıl çıkarabileceklerini konuşuyorlar. Yayına elbette böyle yansımıyor. Ama aradan 40 aydan fazla bir zaman geçtikten sonra olay internete düşüyor.
Şimdi konunun internete düştüğü zaman dilimi içindeki şartlara ve sonrası gelişimine bakalım…
Ercan Saatçi Türkiye’nin en büyük gazetelerinden birinin genel yayın yönetmeninin kızıyla evli. Bu izdivacın etkisi var veya yok; Ercan Saatçi, mevcut işinin devamı olmayan bir kariyere sahip olarak Türkiye’nin en büyük gazetelerinden birinin en prestijli servislerinden biri olan spor servisinin koordinatörü oluyor. Koordinatörlük kavramı gazete servislerinde mevcut değil. Bu konunun servis yöneticiliğine konvansiyonel metodlar ve yıllarla gelen kişileri rahatsız ettiği aşikar.
Tam bu dönemde Saatçi gazetenin genel yayın yönetmeninin kızından basına yansımayan sebeplerle ayrılıyor. Tam bu dönemde gazetenin spor servisi revizyona gidiyor. Çok isimli çalışanlar, köşe yazarları, hatta spor servisinin şefi bu revizyondan etkilenip işinden oluyor.
Bu arada Fenerbahçe, Galatasaray’ı onuncu yıl üst üste yeniyor ve taraftarın ateşini alacak bir hakem hatası, federasyon yanlışlığı vesair bir durum söz konusu değil. Yani taraftar için negatif düşünceyi yönlendirecek bir hedef arayışının olduğunu söylemek yanlış olmaz.
Konu bir hafta sonu günü, konunun muhattabı takımın maçından yaklaşık 24 saat önce sosyal medyaya tüm ağırlığıyla düşüyor. Birkaç saat içinde çok geniş kitlelere yayılırken toplu hareket haline dönüşüyor. Önce Ercan Saatçi’nin şahsına yapılan saldırılar, maç saati geldiğinde onun çalıştığı kurum olan gazetenin kurumsal kimliğine direkt bir saldırı halinde ortaya çıkıyor ve zirve noktasına ulaşıyor. Taraftar gazetenin o sırada stadda mesai veren çalışanlarını dışarı davet ediyor.
Ercan Saatçi bir özür yazısı hazırlayarak bunu gazetedeki köşesinden halkla paylaşıyor. Saatçi yaşananları herkesin her zaman yaşayabileceği sıradan bir konuşmanın maksatlı yansıtılması olarak nitelerken bunun üstüne gidilmesinin yanlışlığını dile getiriyor. Bu arada da yazısına tez olarak Develi ve Kazan gibi maç öncesinde buluşulan ve her şeyin sansürsüz konuşulduğu mekanların mahremiyetini arkasına alıyor.
Ercan Saatçi ne yapmalı?
Gelelim başlık konumuza. Saatçi ne yapmalı diye sorduğumuzda akla en yakın ve en acısız gelen yöntem halka bunu zamanın kollarına bırakar unutturmaya çalışmak. Bu ülkede en üst düzey yöneticinin “validenizi de alınız gidiniz” minvalindeki önermesinin ne kadar çabuk unutulduğu göz önünde bulundurulursa akılcı bir çözüm olduğu düşünülebilir.
Ercan Saatçi’nin fikir satarak yaşamını sürdürdüğü, karşısındaki kitlenin tam bir aktivist yapıya sahip olduğu düşünülecek olunursa bunun zor olacağı da öne sürülebilir. hele ki fikir karşıtlarının konuyu sürekli kaşıması ihtimali (gazetecilerin ilk günden “o gazeteci değildir” diyerek total red ve yalnızlaştırma politikasına gittiklerini de unutmayalım) konunun unutulma sürecini sadece uzatabilir.
Konunun üsütnde çalışılması gerekirse Saatçi’yi Galatasaraylı dostlarıyla birlikte maç seyrederken görebiliriz. Galatasaraylılığı ile bilinen kişilerin onu savunması bu alanda ona önemli bir koz verebilir. Yazılarında bu yaşananlarla ve kendiyle üsluiplu bir biçimde dalga geçebiliyor olması, bir anlamda kendiyle olan barışıklığını yansıtması da ona değişik kapılar açabilir. Bir hata yaptığını kabullenerek “hatadan dönmenin erdemini” diye getirmek, “e ne yapayım öleyim mi şimdi” demek yardımcı olabilir iletişim biçimleridir.
Her halükarda repütasyon yönetimi adına Saatçi kendini Fenerbahçeli aktivistler nezdinde hoş gösterecek konuşmalar yapabilir. Yapmaması gereken tek şey bu kitlenin kendine sırt dönmesini sağlayacak aksiyonlardır.