Birinci Dünya Savaşında iki yahudi varlarını yoklarını koyup bir fabrika kurmuş. Şöyle oturaklı bir iş ararken ordudan gelmişler ve hayatlarının işini teklif etmişler onlara. İşi veren general demiş ki “el sıkışıyoruz ama her şey netleşmiş değil. Ben sizi haberdar edeceğim. Eğer beş güç içinde benden telgraf gelmezse anlayın ki iş tamamdır, paranızı geçiyoruz”… Yahudiyer çok sevinmişler. Başlamışlar beklemeye. İlk gün geçmiş gelen giden yok. Kafadarlar güzelbir ziyafet çekmişler kendilerine. İkinci gün geçmiş, gelen giden yok, güzel bir şaraf süslemiş bu sefer masayı. Üçüncü gün olmuş gelen giden yok bir de dans etmişler üstüne. Dördüncü gün mutluluktan deliye dönmüşler. Beşince gün neredeyse güneş batıyor, ufuktan salına salına gelen postacı görünmüş. Ahbap dostlar birbirine sarılıp korku içinde beklemeye başlamışlar. Ne yazık ki korkulan olmuş ve postacı eline bir telgrafla kapıdan içeri girmiş. Yahudilerden biri telgrafı açıp okumuş ve neşe içinde “müjde Mişon” demiş “baban ölmüş”…
Dijital PR nasıl kurulur, nereden kurulur, zaten nedir ki diye birilerinden telgraf beklerken… Müjde konvansiyonel PR dünyası dijital PR’ı keşfetti…
#1 by Ahmet on 17/07/2009 - 12:14
Bu kadar iyi bir blog yazarının PR konusunda ahkam keserken “yahudi” fıkrasıyla banal ırkçılık tuzağına düşmesi traji-komik olmuş. Yahudi=cimri önyargısı üzerine kurulmuş bu fıkrayı kurumsal yaklaşımda olma iddasındaki bir sitede görmek Türkiye’nin düşen çıtasının da üzücü bir göstergesi.
#2 by admin on 17/07/2009 - 12:51
http://www.dijitalpr.net/okurla-polemige-girmek/