Posts Tagged Dijital PR
Hastalıkta sağlıkta, iyi günde kötü günde…
Posted by admin in Dijital PR on 18/06/2009
Bizim şirketlerimiz internetten anlamıyor deyince kızıyor, aman yazma etme diyorlar. İnternetten anlamayanlara internetten anlıyorlarmış muamelesi yapınca da kendilerini matah bir şey sanıyorlar.
Bir şirketimiz geçtiğimiz günlerde internet üstünde daha çok okunmak ve kendini önemli gösterebilmek amacıyla yeni bir uygulama başlattı. Kendini okuyup yakından takip edenlere minik ve güzel hediyeler verecekti. Böylece gel gel yapacaktı ve herkes onun etrafına toplanacakır. Fikir hafif sakatlıklar taşısa da kendi içinde tutarlı ve neredeyse iyiydi.
Ne var ki bu şirketin şanssızlığı ürününün başına çok kötü şeyler geldi. Ürünü şirketin doğasını kaldıramayacak büyüklükte hatalar yaşadı ve müşterilerini kendinden birkaç saatliğine de olsa soğuttu. (Niye bu kadar üstü kapalı yazıyorum? Bu konuda ne yazık ki öyle yapmak durumundayım. Normalde yazmamam bile gerekebilirdi ama konunun özünün şirket ismi vermeden dahi tartışılması gerekiyor)
Sonuçta şirket şöyle çok kötü bir pozisyonda kaldı: Belki de kurulduğundan beri yaşadığı en büyük rezillikle karşı karşıya. Ama o internet üstünden insanlara ne kadar güzel bir şeyler yaptığını söyleyip duruyor. Gazeteciler, vatandaşlar, milyonlar ondan neler olup bittiğini öğrenmek istiyor. Ama o internet üstünden yaptığı güzellikleri sıralayıp duruyor. Okuyanlar sinirden küplere biniyor. Sinirler geriliyor. O anda bu şirket internette hiç olmasa, bu mecradan insanlara yaklaşmamış olsa belki çok daha iyi olacak…
İnternet ortamını bilmeden girenler için söylemek istiyorum: Bu ortam aynı evlilik gibi. Sadece iyi günde, restorana diskoya sinemaya gitmek için beraber olmuyorsunuz. Bunun iyi günü var, kötü günü var, hastalığı var sağlığı var. Bir kere girince ölüm ya da bir embesil sizi ayırana kadar beraber olacaksınız orasıyla. Aksi düşünülemez.
Eğer bunun aksini düşünen varsa internete hiç girmesin, şirketini bu ortama sokmasın. Eğer zaten girmiş olanlar varsa da sessiz ve derinden çıksın söz veriyorum kimseye söylemeyeceğim.
İran islam – internet devrimi
Posted by admin in Dijital Dünya on 17/06/2009
İran enteresan bir ülke. Türkiye ile kıyaslayınca yoklukların insanları nasıl geliştirdiği ortaya çıkıyor. Türkiye’de üç koldan GSM operatörleri, tek koldan karasal hat sahipleri, kolsuz giymeyi seven uzak mesafe operatörleri interneti geliştirmeye çalışıyor ve 17 küsür milyon internet kullanıcısı yaratılabiliyor. İran’da yasak, recm ve günahların arasından pırıl pırıl 23 milyonluk internet nüfusu kendini gösteriyor.
Türkiye’de parlak çocukların liderliğinde kendine yol açmaya çalışan sosyal medya, İran’da yüksek debili akarsu gibi kendi yolunu kendi açıyor. Bizde tatlı su entelektüellerinin birbirine bikini resmi yolladığı sosyal ağlardan İran’ın devrim muhafızlarının karşısına dikilip seçimin adil olmadığını savunan, kelleleri pahasına savunan çocuklarının cep telefonlarından çekilmiş filmleri dolaşıyor. Biz Eva Herzigova ve yemeğini yerken çok şirin gülen çocuğa sahip çıkarken onlar demokrasiye sahip çıkıyorlar. Hem de bir islam cumhuriyetinde…
Baktığınızda Türkiye’de son birkaç yılda bir korku var klasik “ya islam cumhuriyeti olursak” diye… Niye olalım ki? Biz birbirimize iktidar partisinin ne kadar kötü olduğunu, Atatürk’ün yabancı devlet adamlarının arasında ne kadar oturaklı durduğunun sunumlarını atıyoruz ya… İnternet bizi korur.
İran islam devrimini kanlı geçirdi. Ama şu anda gavur icadı ABD interneti üstünden Amerika’nın Sesi ve BBC gibi propaganda araçlarına göğüs geriyor. Biz flash mob ve wom kullanımının ticarileştirilmesi konusunda büyük adımlar atıyoruz.
Evrensellik balonu…
Posted by admin in Dijital PR on 15/06/2009
İnternet evrensel ya… Onun içindeki herşeyi de hemen evrensel yapalım. İşte bizim mantığımız böyle çalışıyor.
Öncelikle şunu söyleyelim: İnternet evrensel değil, onun içindeki bit ve byte alışverişi evrensel. Onun içindeki kurallar, onun içindeki alışkanlıklar ülkeden ülkeye, yaş grubundan yaş grubuna ve hatta bir takımın taraftarından diğerine farklılıklar gösteriyor. Birinin ak dediğine diğeri kara diyor. Birinin yapmaktan zevk aldığı, diğerine zul geliyor. Birinin başardığı diğer tarafta bütün zamanların en büyük yanlışı olarak ortaya çıkıyor. Ama gelin görün ki şu anda internet ağzına kadar tek tip batılı bir ülkenin insanları tarafından dolu olduğundan o insanların yığıldığı her şey “evrensel başarılı uygulama” olarak ilan ediliyor. Doğru bir şey mi bu? Haydi canım siz de…
Pazarlama dünyasının içine paraşütle internetten değil okuldan girenler bilir, pazarlamanın evrensel kuralları yoktur. Şimdi tekrar saymayalım yukarıdaki laf salatasını işte, her kitlenin farklı bir pazarlama tekniğiyle ulaşılma isteği var. Fakat gelin görün ki dışarıdaki parlak gençler bunun farklı olduğunu düşünüyor.
Gelin parlak gençleri tanımlayalım: Parlak gençler çoğunlukla bilgisayarda ingilizce öğrenmiş, hayata dair duruşunu Wikipedia’dan aldığı bilgilerle oluşturmuş, ona sunulan guruları geri çevirmemiş ve daima kendinden daha az teknolojik görünenler tarafından “ne kadar zeki ve çağdaş bir çocuk” şeklinde şımartılmıştır. Bu yüzden de onun söyledikleri çağı yakalamak olarak tanımlanır. Nasıl orta yaş krizi yaşayan insanlar bir anda spor ayakkabısı üstüne kot pantolon çekmeye başlar ve bunun kendini genç hissettirdiğini düşünürse… İnternette parlak gençlerin şirkete yaptığı da bu. Yılların geleneksel yapılı şirketleri ölçülü bir yapılanmaya gitmek yerine internette viral pazarlama yaptıkları zaman kendilerini uzay şirketi sanmaya başlıyor.
Sevgili şirket sahipleri… Hemen dijital hayat içindeki PR ajanslarıyla görüşmeye başlayın: Size öncelikle bu iş dünyada nasıl yapılıyor filmlerini göstermeye başlayacaklar. Almanlar nasıl birden bire sokakta flash mobbing yaptılar, Amerikalılar nasıl insanları dostlarından bir hamburger menüsü karşılığında ayırdılar filmleri su gibi akar önünüzden. Siz ne oluyor ne bitiyor demeye kalmadan bir kova bilgiye maruz kalırsınız. Size satılan “bakın ne kadar çok insan bunu sevmiş demek ki size yaptık mı dünya para kazanırsınız” kavramıdır. Oysa Amerikalının sevdiğini Türk sevecek diye bir şey yoktur.
Bir örnek… Amerikalı dahiler Burger King için bir kampanya hayata geçirmiş: Demişler ki gelin dostlar Facebook’dan her sildiğiniz 20 kişi için size bir menü verelim. Hoop binlerce kişi silmiş bu da inanılmazmış. Dostlarından çok seviyorlarmış Burger King menüsünü. O zaman…
O zamanı bu zamanı yok. Yapılan Türkiye için güzel bir şey değil. Amerika için dahiyane mi o kadar tanımıyorum o ülkenin iç dinamiklerini. Bir kişiyi dostundan ayıracak kadar güzel menü yapmak mıdır tartışılan yoksa bir nevi terbiyesizlik midir bu olaya bu şekilde bakmak lazım. Ama her ne yaparsanız yapın bu olaya “bunu yapmayan hatta anlamayan çağ dışıdır” şeklinde yaklaşanlara prim vermeyin. Para da vermeyin. Sırtınızı size dönmek suretiyle gidebilecekleri bir istikamet verin.
Günün Dijital PR sözü: Ben Dijital PR gördüm…